Archive Page 2
Kendim ettim kendim buldum 
EĞER Can Dündar olsaydım, işim çok kolay olurdu:
Bir yandan Ecevit’in cenazesinde “Aileye yakın gazeteci” sıfatıyla protokolün en mahrem bölümünde yer alıp mavi gömleğimle taziyeleri kabul ederdim.
Diğer yandan “Said-i Nursi belgeseli çekeceğim” diyerek “Nurculuk” için atan yürekleri ele geçirirdim.
Bir yandan “Muhalif duruşlu / pek hoş bakışlı” vicdanlı bir adam görüntüsü verirdim, bir yandan da “Sarı Zeybek” türküsü söyleyip Kemalist gönüllerde taht kurardım.
Eğer Can Dündar olsaydım, işim gerçekten çok kolaydı:
Bir yanım “Ankara” der, öbür yanım “İstanbul” derdi.
Böylece hem Kekeç dostum olurdu, hem Özdemir İnce.
Hem Erdoğan güvenirdi bana, hem İnönü.
“Ne sihirdir ne keramet” der, Atatürk ile Vahdettin’i bir potada eritip vahdet-i vücut eylerdim.
Eğer Can Dündar olsaydım…
Biraz tüccar olurdum ama tüccarlığımı asla göstermezdim.
Keskin bir muhalifmişim gibi yapardım ama GATA’nın “Cennet Kapısı”ndan çıkmaya da hak kazanırdım.
Ama işte görüyorsunuz ki “ince bir taktik adamı” olmak yerine, tuttum köşeli mi köşeli bir polemik canavarı oldum.
***
Oldum da ne oldu sanki? İşte görüyorsunuz:
Hiç işim gücüm yokmuş gibi bir “anlayışsızlık prensesi” halini alan Deniz Akkaya’ya laf yetiştirmek durumundayım.
Mesele şudur:
Deniz Akkaya, Yeni Şafak’a verdiği röportajda “Ahmet Hakan beni türbeye gittim diye eleştirdi” diyor ve beni “her şeye en baştan başlamak” zorunda bırakıyor!
Hadi bir Reha Muhtar seslenişiyle kendisine sesleneyim:
“Sevgili” Deniz… Ben ki “Kah giderim medreseye / Ders okurum hak için / Kah giderim meyhaneye / Dem çekerim aşk için” diyen Nesimi tarikatındanım.
Bu yüzden… “Kah giderim türbe ziyaretine / Kah giderim Reina’ya / Günah da benim sevap da / Ahmet Hakan’a ne” tadında bir cevap vermen anlamsız.
Ben sana “Türbeye gidemezsin” demedim ki…
Sadece “Kameraların kolay ulaşabilir olduğu” bir türbeye yaptığın sansasyonel ziyaretle biraz kafa buldum, o kadar.
***
Artık şunu anlamış bulunmaktayım:
Hiçbir liderin cenazesinde “aileye yakın gazeteci” sıfatıyla yer alamayacağım.
Hiçbir zaman aynı anda hem solcuların, hem İslamcıların, hem de Kemalistlerin sevdiği bir gazeteci olamayacağım.
Hiçbir zaman “kararında” ve “tehlikesiz” bir muhalif olamayacağım.
Bir strateji yoksunu olarak Deniz Akkaya’sından Lerzan Mutlu’suna… Alemin namlı isimlerine bıkmadan usanmadan laf anlatacağım.
Çünkü benim yerim kavganın göbeğidir.
Erdoğan’ın kulağına üç şey fısıldanıyor
BİRİNCİ FISILTI:
Deli misin? Cumhuriyet tarihi boyunca kimin önüne böyle bir fırsat çıkmış da tepmiş ki? Tabii ki cumhurbaşkanı olacaksın. Tabii ki adını Türk tarihine yazdıracaksın… Çankaya senin hakkındır, bu hakkı kimseye devretmemen gerekir. Bırak bağırsınlar çağırsınlar. Yapabilecekleri fazla bir şey yok.
İKİNCİ FISILTI:
Sakın Cumhurbaşkanı olma! Bak Özal oldu da ne oldu? Resmen canı sıkıldı. Demirel bu yaşında bile siyasi aktör olma özlemi çekiyor. Sen genç yaşta Çankaya’ya çıkıp erken emekli mi olacaksın? Bu halk seni seviyor, bir dönem daha başbakanlık yap, sonra yine Çankaya fırsatını yakalarsın.
ÜÇÜNCÜ FISILTI:
Eğer cumhurbaşkanı olursan ortalık fena karışır. Bu adamlar sana bu makamı yedirmezler. Seni oraya çıkarmamak için ellerinden geleni yapacaklardır. Türkiye senin cumhurbaşkanlığına hazır değil. Gel yol yakınken vazgeç bu sevdadan.
Filed under: Köşegen | Leave a Comment
Köşegen’de bugün
Biraz Gerçek çokça Reklam

Takvim / İskender Baydar
Tüm gazeteler cemaatleşiyor!
Türk basını yıllardır Zaman Gazetesi’nin satış rakamını tartışır durur.
“Bayide bu kadar satılmıyor, cemaat mensuplarına elden dağıtılıyor, bu rakamlar gerçek değil” diye yazılır çizilir.
Zamancılar da ısrarla gerçek olduğunu savunur.
Hangisi doğrudur, bilemem.
Çünkü; Zaman’ın tirajı bağımsız denetime tabi değil.
Ama, diğerleri tabi.
Mesela Milliyet, mesela Vatan, mesela Akşam, mesela biz, yani Takvim.Türkiye’de, dergi ve gazete satışları, yaklaşık bir yıldır kar amacı gütmeyen ABC Türkiye Tiraj Denetim Kurulu tarafından takip ediliyor.
Takip edildiği için kim doğru söylüyor, kim yalan söylüyor bakınca görülüyor.
Gelin birlikte bakalım.
Mesela, 26 Eylül 2006 Salı günkü satışlara göz atalım.
“Basında Güven” sloganıyla yol alan Milliyet, o tarihte 235.920 adet sattığını kamuoyuna ilan etmiş.
Doğru mu?
Değil…
ABC’deki rakam 207.442.
Aradaki fark benzin alana, dershaneye gidene ikram edilen gazete sayısı.
Yani satış değil, beleş.
Gelelim, “Bağımsız Gazete” Vatan’a.
Aynı tarihte Vatan, “Ey ahali ben bağımsız olarak 185.280 adet sattım” demiş.
Doğruları mı söylemiş.
Tabii ki hayır.
Doğru rakamı ABC’ye bildirmiş: 170.777.
Aradaki fark, dershane talebesine verilen beleş gazete.
Zaman dershanede gazete dağıttığında “cemaat”, sen dağıttığında “promosyon.”
Yesinler…
Ve Akşam…
Logosunun altında “Türkiye’nin Gazetesi” yazan Akşam.
72 milyonluk Türkiye’ye o gün sattığını ilan ettiği gazete sayısı 219.340.
ABC kayıtlarına geçen sayı ise sadece 142.200.
70 bine yakın gazete aslında satılmadı, futbol maçına bahis oynayan gençlere dağıtıldı.
Geçen gün yurtdışına çıkarken havalimanında Akşam’ın reklam afişleri vardı.
“Haberi havadan alın” gibi bir şey yazıyordu.
Haberi değil ama, tirajı havadan aldıkları kesin.
Gelelim bize.
Aynı gün Takvim, 290.454 adet satmış.
290.454 adet gazete satışının tamamı, 290.454 insanın hür iradesiyle bayiye gidip “Bana bir Takvim ver” demesiyle gerçekleşmiş.
Bu nedenle, ABC’nin tiraj raporunda yazan rakam, kamuoyuna ilan edilenle aynı: 290.454…
Fiyat farkıyla VCD, DVD, kitap verilmesini “ticaret” olarak görebiliriz.
29 kupona, 39 kupona, 49 kupona, Çin işi dandik aletler dağıtılmasını “kültür hizmeti” olarak adlandırabiliriz.
Ama, bedava gazete dağıtıp bunu tiraja yazmanın adı, dünyanın her yerinde sahtekarlıktır.Son söz…
Adı geçen gazetelerin patronlarına sesleniyorum.
Size, “Bedava gazete dağıtalım, çok etkili olur” diyen yöneticinize, “Bedava çalışmasını” önerin…
“Patron gazeteye zam yapalım” demezse namerdim.
Filed under: Köşegen | Leave a Comment
Saadet Partisi’nden TV5′e yardım

Lütfi Kırdar’da TV5’e 2 milyon dolar toplandı
İSTANBUL / imedya
Saadet Partisi İstanbul İl Teşkilatı’nın Lütfi Kırdar Sergi ve Kongre Sarayı’nda gerçekleştirdiği geleneksel iftar programında maddi sıkıntı içinde olan TV5’e yaklaşık 2 milyon dolar toplandı.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın onur konuğu olarak katıldığı geleneksel iftarda, partililerden Milli Görüş’ün televizyon kanalı olan ve maddi sıkıntı içinde olduğu bilinen TV5’e yardım yapılması istendi. Başlatılan kampanyada kanala yaklaşık 2 milyon dolar toplandı.
Filed under: Medyatör | Leave a Comment
Köşegen’de bugün
Akşam’dan Serdar Akinan: Ecevit’in cenazesinin kalkacağı gün belli mi?
Allah’tan başka kim bilebilir?
Ama, görünen o ki bildiğini iddia eden birileri var.
Duyumlarım; bana anlatılanlar o kadar uç şeyler ki ancak ‘bir kısmını’ paylaşabileceğim.
Konuşulan planın özü şu:
Ecevit’in cenazesi ile ve Erdoğan’ın Köşk’e çıkma planı(hatta AKPARTİ iktidarı) aynı gün toprağa verilecekmiş.
Bu komplo teorisinin diğer ayaklarını da merak ediyor musunuz?
Neler var neler..!
Bu ‘derin komplo’nun kurgusu kabaca şöyle:
Her şey ‘Güç odağı’nın Atlantik ötesi ziyaretine endeksli…
İddia o ki ‘Karar odağı’ Kürt kartını, nasıl isteniyorsa, öyle oynuyormuş.
‘Belli isimler’ aracılığıyla İmralı’yla konuşup af sürecini onlar başlatmış.
Talabani bu ismi biliyormuş!
Kızgınlığının nedeni ise çok başkaymış.
Atlantik ötesinden birileri, Ankara’nın ‘karar odaklarına’, ‘Kürdistan’ın garantörü olun biz de size önünüzdeki vade için yeşil ışığı yakalım’ demiş.
Ama ‘karar odağı’ karşıtı blok yani ‘güç odağı’ karşı atağa geçmiş.
PKK siyasal bir figür oluyorsa…
Hem de uluslararası bir figür oluyorsa…
İran’dan dolayı bir kart oluyorsa…
ve Kürdistan kuruluyorsa…
‘Biz de bunun garantörü oluruz. Bununla da kalmaz İsrail’in güvenliğini biz sağlarız. Hem hükümete güven olmaz… Bize güvenebilirsiniz. Biz bu denklemlerin sabit oyuncusuyuz’ mesajını çok güçlü bir şekilde ileteceklermiş.
Neden mi?
Zira ‘Karar odağı’, bir ‘Güç odağı’na dönüşme ısrarını sürdürecek olursa Cumhuriyet, hem birinci hem ikinci hasarlı payandasından bombalanma riski taşıyormuş.
‘Güç odağı’ inisiyatifi bir an önce ele almazsa, ‘karar odağı’ olmaya çalışan diğer figürler de bu ‘büyük oyun’a uyguna senkronize adımlar atma telaşına girmişler.
Hülasa ‘önü derhal alınması gereken bir gidiş’ varmış ve bunu arabayı devirmeden yapmak gerekiyormuş.
Danıştay saldırısından sonra rahatsızlanan Ecevit’in ‘o tarihte’ Ankara’dan kalkacak cenazesine kaç kişinin toplanması bekleniyormuş?
En az bir milyon.
Biri ne diyormuş?
‘Ankara’ya 1 milyon insan toplayın, Erdoğan’ı Köşke çıkartmayayım…’
Detayları da var bu konuşulanların ama bu kadarı bile can sıkıcı.
Geçelim.
Asıl söylemek istediğime gelelim.
Köşk ısrarı stresi artırıyor.
Yukarıda yazdığım senaryo duyduklarımdan sadece biri.
Gülebilir, kızabilir, alaya alabilir, önemsemeyebilir veya dikkate alabilirsiniz.
Nerede durduğunuz, bence önemli değil.
Önemli olan şu:
Kurucu ideolojinin iki temel payandası laiklik ve tekillik hiç olmadığı kadar tartışma altında.
Kimilerine göre örtülü bir tehdit altında.
Güç odakları ile karar odakları karşı karşıya.
Cumhuriyet bu krizi daha önce defalarca yaşadı.
Güç odağı karar odağı oluverdi.
Ertesinde ne oldu?
Ankara’da yeni bir 555K tasarlanıyor.
Ertesinde ne olması bekleniyor?
Filed under: Köşegen | Leave a Comment
Türkcell çığ gibi büyüyor

Türkcell’in abone sayısı 30.8 milyona ulaştı
Filed under: Ekonomik | Leave a Comment
“Ateşkes”e bak

Ateşkes ilan etme küstahlığını gösteren terör örgütünün mayınları iki askerimizi daha şehit etti.
Filed under: Güncel | Leave a Comment
Mehmet Aurelio bazı gazetelede sünnet olacağı yönündeki haberlere böyle açıklık getirdi.
“İnsan iki defa sünnet olamaz”
Filed under: Spor, Uncategorized | Leave a Comment
Kaka Müslüman oldu
Brezilya’lı yıldız Ricardo Kaka Müslüman olduğunu açıkladı. Tebrikler Kaka. Ama ismini değiştirsen çok güzel olur.
Filed under: Spor | 62 Comments
Ara
-
Şu an GLADİO-Medya blog arşivine bakıyorsunuz.